2 Mayıs 2008 Cuma

Arzu Çok Kötüsün!

Çıplaktı yüreğim, ilkokulda öğrettiler, yumruğum kadarmış.

Sonraları ilk kez aşık olduğumda kanatlar takındı yüreğim. Yumruğum kadardı hala.

Kanatlarıma değen rüzgar beni bir sevdadan diğerine uçurdu. Her sevdadan sonra biraz yaralandı kanatlarım. Yoruldu. Kafese koymasaydım onu gencecik yaşımda yüzsüz olacaktım hayata. Kafese koyup pazarladım yüreğimi, bir alıcı çıktı.

Kanatsız kaldı yüreğim. Uçamadı, rahat ettim bir süre. Ama unutmuşum, yumruğum kadardı hala.

Yüreğe ille de bir kulp bulup takmak zorundaymışsınız; o zamanlar bilemezdim.Kafese koydum da rahat ettim diye düşünürken, o rahattan sıkıldı "İlle de kanatlarım" dedi bana. Halbuki yemi, suyu tamamdı. Ama...

Bir sabah bir de baktım ayakları çıkmış yüreğimin. Aaa, bana sormadan kafeste tünel kazıyor, yürümeye başlayacak!

Daha fazla dayanamadım, ben yüreksiz kalırsam ne yapardım? Kafesi parçaladım, bıraktım yürüsün yüreğim.

Bunca badireden sonra kanatları çıkmadı bir daha. Bir çift ayak edindi onun yerine, birlikte yürüdük yeni sevdalara.

Yolda kanadı kopmuşlarla da karşılaştık, yeni kanatlananlarla da. Ayağı çıkmış yürekleri gördükçe yüreğimin ayaklarını yorganların altına saklayasım geldi. Ayaklı yürekler sert ve acımasızdı.

Yüreğime sorsan bir çift kanattı hala ayakları. Özgürdü; istediği yoldaşını alır yanına bir yolda istediği kadar yürür ve sıkılınca "Benden bu kadar" deyip yeni yollar ve yoldaşlar bulurdu kendine. Hep istediği bu değil miydi zaten?

Ama ben ona baktığımda ayakların kanat olmadığını artık, görebiliyordum. O istediği kadar kendini inandırsın onların kanat olduğuna, ayaklarındaki nasırlar beni üzmeye başlamıştı. Halbuki o, nasırlardan memnundu. Yitirdiği sevgililerden sonra canının yanmaması onu sevindiriyordu. Başta canı çok yanmış ya.

Fakat yüreğim unutuyordu, yüreğe ayak yakışmaz. Ayakları yere basan bir yüreği göğüs kafesinde taşısan ne, taşımasan ne?

Bir gece karşıma bir yürek çıktı. Baktım ki kanatları da yok ayakları da. Çırılçıplak, yürek gibi bir yürekti işte. Ama ne kadar güzel! Pırıl pırıl parlıyor tam renginde.

Baktım baktım da ona, şöyle dedim yüreğime: "Ne kanat gerekir sana, ne ayak. Nasılsan öyle ol; yürek gibi ol. İşte sana yürek gibi bir yürek, takıl peşine, git gidebildiğin yere." Kesiverdim ayaklarını yüreğimin, oldu bitti.

O yüreğe de dedim ki, "Hep sendeki bilgiyi aradım. Yapmak istediğim senin olduğundu. Seni seviyorum."

Birbirimizin kanatsız, ayaksız yüreklerine dayadık başımızı, yol kenarına çömeliverdik. O gün bugündür yolcular beni yola çağırdıklarında onlarla gitmediğim için bana derler ki: "Arzu çok kötüsün!”

Ben de onlara el sallayıp gülerek derim ki: "Iıh! Daha o kadar olamadım, olucam daha"

Yine çıplak benim yüreğim ve ilkokulda öğrettikleri tek doğru bilgi buymuş: Hala yumruğum kadar. Onu yıldızlara kaldırıyoruz sevgilim ve ben.

Picus-Mayıs 2005

4 yorum:

şule dedi ki...

neyse ki yureklerimizin kendilerini onarma/iyilestirme gucu var. yoksa ne yapardik o kadar yara bereyle...arzucum ben izninle, bize yureklerimizin tekrar ucacagi anlar, onlari tekrar ucuracak baska yurekler diliyorum. kabul edelim ki yere cakilma ani cok can yakici olsa da ucmasi bir o kadar keyifli :)

elektra dedi ki...

bu yumruk hesabı çok işlevsel. çorap ölçüsü olarak da kullanılıyor . düşünsene yüreğinle ayağın ( yüreğinin oklava ilen bastırılmış hali bu durumda) aynı.
evet, uyuyayım ben artık haklısın:)))
öperiiiiim:)

ekmekcikız dedi ki...

Yürek aynı, el aynı, ayak aynı...
Yani hepsi aynı ölçüde; el kadar yürek, el kadar ayak, eh buradan ayak altında yürek sonucu çıktı. El gelip yüreği kaldırana dek.
:))

Arzu Çur dedi ki...

Şimdi kızlar, bu sıkılmış yumruk, evet pek işlevsel gerçekten. Hani hazır sıkılmış ve yukarı da kaldırılmış ya. İndirmek durumunda kaldığında öyle bi çakabiliyosun ki, onca zaman yıldızlarla hemhal olmuş yumruğun karşındakine saydırıyor her birini.

;)