20 Haziran 2008 Cuma

Ayrılanlar İçin

Şimdi...

Bu sabah mutat blog ziyaretlerimi yaptığımda iki blog kardeşimin eşlerinden/sevgililerinden ayrıldıklarına dair yazdıklarını okudum.

Ben onlara sarılmak ve demek isterim ki: "Geçecek. Geçmekle kalmayacak, daha iyi olacak hayat"

Nereden biliyorum? Kendimden.

Aşağıdaki yazıyı taa ne zaman yazmıştım ben. On yıl? On beş yıl? O ayrılığın üzerinden kaç yıl geçti onu bile anımsamıyorum şimdi. Oysa yazı nasıl da canı acımış bir kadının çığlığı, değil mi? Nasıl da ağlıyorum. Gerçekten de acımıştı canım, öyle böyle değil. Ya şimdi?

Hani diyeceğim şu işte: Her şey geçiyooooor. Siz kendinize iyi bakın. Bir de annem der ki: "Enine bakma, sonuna bak" Siz de sonuna bakın yazının.

Sevgiler.


Salata


Diyorum ki:
- Sen gölgelerin kralısın. Etrafta bunca sözcük uçuşurken bir tek söze muhtaç kalmışsın. Bu yüzden herkesin önemsediği, bir tek senin takmadığın bir saltanat seninki.
Bakıyorum da iyi saklıyorsun bir teki bile görünmüyor, cam kırıklarıyla iliştirilmiş saçına başka yalnızlıklar. Ama ben sana her bakışımda, açtığın yıldızlı ve yapışkan yolda sekiz kadın cesedi görüyorum. Kimsesizliğinin girdabına kapılmış, peşinsıra sürükleniyorlar. Böylece aslında sen, sekiz cesedin bileşimisin.
Sen kimsin? Kalabalıkta öyle çok, yalnızken öyle az kendinsin ki, şaşırıyorum sana bakarken, hangisi sensin? Hangisi sensin, öyle çok ve az kendinsin ki...
Öyle dokunulmaz görünüyorsun ki, kimse yaraların olduğuna inanmıyor. Sana bilenen bıçaklar derinlerde gizli. Öyle sağlam duruyorsun ki, kırık çıkıkçı niyetine kullanabilir insanlar seni. Ama senin trajedin burada gizli. Hepimizin kalbi et tadındadır da, bir seninki çeliktendir sanıyoruz. Bu yüzden kalbinin kapısını araladığın herkes makine yağı yerine kan kokusu duyar duymaz kaçıyor senden. Bu yüzden kimselere göstermiyorsun artık onu. Bu yüzden hayalet bırakıyorsun arkanda, her yere gölge çiziyorsun...
Sırrını bir ben biliyorum. Herkesin imrendiği, senin eski bir hırka gibi uyuşukluğuna sarındığın saltanatın senin hapishanen. Tut elimden, bu bataktan kurtarayım seni. Evinin erkeği ol.
Sen de diyorsun ki:
- Sen yalnızlıkların hüzünlü prensesi, Afrikalı Rapunzel. Kıvırcık saçların hiç uzamaz, kulenin altından geçen prenslere saçlarının yerine gözyaşları uzatırsın.
Kaç kez gördüm, masallar sürsün diye üvey annesinin sunacağı zehirli elmayı, kendi ellerinle hazırladın Pamuk Prenses’e.
Sokaklarda gördüm seni, kimi zaman Leyla’ydın, kimi zaman Süreyya. Rapunzel de olsan, kaz çobanı prenses de her zaman öyle çok kendindin ki.
Bu yüzden canını yakan imdadı yine senden istedi. Gözyaşlarının soru işareti olduğunu bilmezlerdi. “Beni sevebilir misiniz” derdin “Öyle yalnızım ki...”
Senin yalnızlığını şefkat sandılar. Cömertçe açtığın kucağında kaya gibi sağlam, vazgeçilmez bir sığınak buldular. Rahatça yaslandılar sana, gözyaşları bitince de birer birer çekip gittiler hayatından.
Sen ikinci sınıf bir film artistiydin. Tüm ömrü boyunca uzamayan saçlarıyla Rapunzel’e dublör kalan. Eskilerden elinde kalan yalnızca merhametindi, kahrolasıca merhametin. Benim göründüğümün tam aksiydin sen. Kolayca ulaşılabilirdin, bir mendil gibi buruşturulup atılabilirdin.
Şimdi ben de bırakıp gidiyorum seni.
Sana “git” dedim, hayatında sana kapıyı çekip gitme fırsatını tanıyan tek erkektim. Gitmedin.
Öyleyse kal geride. Bensizken alıştığın hayatına geri dön. Geceye çizdiğin şekiller avutsun seni. Tek başınayken dinlediğin tanınmaz gülüşmelere, kahkahalara ve dehşet çığlıklarına yaslan.
Yalnızsan, güçlülük olmaz ya hep bunun adı. Sen de güçsüzlüğünü sırtlan.
Seni Neriman Köksal sananlar utansın kendinden. Sen iflah olmaz bir Muhterem Nur’sun ve ben de bu yüzden çekip gidiyorum hayatından.
*****
Benim Neriman Köksal olmadığımı anlayan ilk kişiydin sen. Kalbimi açtım sana. Başıma gelenler de hep bu yüzden.
Biliyor musun seni bulduğum günden beri çok şey değişti. Kalbimin ortasına basmayı göze alan yolcuydun sen. İzlerini kazıdın, herhangi bir şey olmuş gibi gidiyorsun şimdi.
Ah, kader kaçkını, ah cahil! Kalbimden geçerken hangi yurtsuza ev kurdun sevgimden?
Senden sonra kaç kimsesizi konuk edeceğim kalbimde? Hangi gezgine yadigar kalacak? Kim tutar ki senden sonra bu yolu?
Ne sanıyorsun, unutulur mu kolayca, unutulur mu? Bir düşünsene, bir aşkın kinini kendinden başka hangi su yıkar?
Dediklerini anladım. Aşk bu. Yürüyüş, değişkenlik, birarada kalamayış ama yine de...
Gittin. Bir şey kalmamış gibiydi benden sana. Gittin. Arkanda bitmemiş bir sürü aşkı sürükleyip gittin. Korkaktın. Şanssızdın. Kaçtın.
Beni güçsüz olup da güçlü görünmekle suçlayarak gittin. Dinlemedin, acımadın. Arkandan gelmeme izin vermedin. Sana ulaşmama fırsat tanımadın. Kendi kendine karar aldın ve gittin.
Sen gittikten sonra uzunca bir süre bütün bıçaklar bileğime yakın durdu. Caddelerde arabaların farı gözümü aldı. İn-ti-haaaar diye inledi tren rayları. Herşey beni diğer tarafa çekiştiriyordu. Hayatın ipini yakalamak için çok uğraştım.
İşe gittim, eve geldim. Çok içtim, çok ağladım. İpe sapa gelmez kırkbir şiir yazdım. Her gece seni aradım. Sesini duyar duymaz telefonu kapadım.
Sen istediğin kadar bana masal kedisi de. Ben kulede bekleyen Rapunzel olmadım. Seni geri alabilmek için çok uğraştım.
Hiçbiri işe yaramadı. Bıçaklar bileğime daha çok yakınlaştı, araba farları gözüme girdi yine. Evdeki elektrik süpürgesi bile intiharrrrrr diyerek çalıştı.
Hırsımı saçlarımdan aldım. Bir kestirdim, bir boyattım. Tırnaklarımı uzattım. Kopkoyu makyajlar yaptım. Başkaları geldi bana. Sen gelmedin.
Canım acıdı. Vazgeçtim.
Yalana gerek yok. Ben seni çok sevdim. Ama baktım olacağı yok, kendimle uğraşmayı bıraktım. Seninle uğraşmayı bırakmak demekti bu. Seni bıraktım.
Kış bitti. Bahar geldi. Bahara tomurcuklanacak dalım yoktu. Hiç niyetlenmedim. Kıştan kalma bir enkazı toparlamaya devam ettim. Bazan yazmayan kaleme inat, yazıya onunla devam ederkenki inadındır hayat. İşte o baharı da yazmayan kalemlerle kırkiki şiir yazarak geçirdim.
İşe gidiyor, eve geliyordum yine. Giderek daha az ağlıyordum. Günler kısalıyordu ama hala eve döndüğüm zaman batan güneşi görebiliyordum. Mutfakta çalışmak yine hoşuma gitmeye başlamıştı ve ben bunu bahara yoruyordum. Bahar der demez aklıma sen geliyordun.
Baharın son günleriydi. İşten geldim. İçimde ne zamandır unuttuğum bir sevinç. Dertten değil keyiften bir kadeh rakı koydum soframa. Radyoyu açtım. Fasıl vardı. Sonra inanılmaz tizlikte bir kadın sesi duydum. Çok kötü söylüyordu “Hani o bırakıp giderken seni” Bu şarkının sözleri hakikaten böyle miydi?
Bir baktım şarkı söylüyorum. Bir baktım ağlıyorum...
Öyle ferahlatıcıydı ki ağlamak. İçtim, söyledim, ağladım. Ağladım, söyledim, içtim. Şaşırarak fark ettim ki, artık ne söylediğim şarkı aynıydı, ne de senin için ağlıyordum.
Kalktım, ağlaya ağlaya bir salata yaptım. Seni doğradım önce, ince ince. Domateslerin kabuğunu soydum, hiç üşenmeden soğanları ovdum. Maydanozları ayıkladım tek tek, nane yapraklarıyla karıştırdım. Radyoda kardeşimin on sekiz yaşının aşk şarkısı çalıyordu. Üşenmedim onun için de bir posta ağladım. Biberler daha bir tatlandı. Günler hep bana geçecekse böyle geçsin niyetine, bol zeytinyağı döktüm salatama. Burukluk hayatımda değil salatamda olsun diye kendi ellerimle ekledim sirkesini. “Her şey geçer” diye söylendim kendi kendime. “Her şey biter. Kalmaz aşkların ne başı, ne sonu, ne ortası. Hadi sözcüklerin güzel satıcısı, bahar akşamlarının sihirli salata ustası, bir şiir çek bana. Duble olsun”
Sonra seslendim içeriye, kimse olmadığını bile bile:
“ Hayat hazır, sofra hazır. Buyrun yemeğe”

20 yorum:

elektra dedi ki...

ablam canım, ben bu yazını hiç okumamış mıyım?
ne güzel yazmışsın.
her şey geçer her şey unutulur. acısı dayanılmaz denenler bile, geriye bakıldığında ' afferin bana yahu, ne güzel atlatmışım' denerek + hanesine yazılır. hem ne güzel der annemiz,'enine bakma sonuna bak':)
öperim...

Arzu Çur dedi ki...

Elektra'm güzel kuşum. Sen bu yazıyı çook eskilerde birkaç şiir içinde parça parça okudun aslında. Sonra ben o şiirleri dört-beş yıl önce kırpıp kırpıp yazı yaptım. Yazının bu hali Wesvese'de yayınlandı. Bilmem ki okumuş muydun orada?

Bu vesileyle kötü şiirlerden fena olmayan yazılar çıkaran hayat belki yalnızlıklardan da çoğalmalar toplar... desem?

Diyemez miyim, ha?

Toplanalım ya, salata benden:)

şule dedi ki...

arzum canim, damardan girmissin yine. cok guzel girmissin ama :)
ne derin konudur bu. can yakan, can acitan, kanirtan bir durum. ama geciyor evet. biraz eksilterek, biraz cogaltarak, biraz degistirerek geciyor. sonra bir gun geliyor, tam da gecti, bitti, atlattim dedigin bir gun bir soz, bir hitap, bir kitap, bir muzik ya da acitiyor yine canini. eskisi kadar can yakmiyor belki ama sizlatiyor iste...bilmem ki o sizi da gecip bitiyor mu bir gun tamamen?

Arzu Çur dedi ki...

:)

Bitiyor Şulecim. Sızı dediğimiz şey de tamamen bitiyor. Anılar kalıyor. Onları tutmak istediğin sürece kalıyorlar. Sonrasında da insan kendi fıtratına uygun anımsıyor onları. Yeni bir kolajda.

Ben iyi anımsıyorum çoğunlukla ve gülümseyerek. Sızı mızı yok içimde velhasıl. Ama dedim ya, herkesin fıtratı farklı işte.

"Tüh" demek yerine "İyi ki" diyecek çok şey var kim nereye giderse gitsin. Öyle değil mi?

Butterfly dedi ki...

Çok ama çok etkilendim iki kere okudum doyamadım, çıktısını alıp gene okuyacağım öyle tüylerim diken dikwen kendi acılarımı kucağıma döktüm bakıyorum şimdi....

Arzu Çur dedi ki...

Sevgili Butterfly;

Madem öyle bi de bu yazıyı Yalnızlık Senfonisi eşliğinde oku e mi? Sezen Aksu'dan olsun ama. Ben eve geldim ve öyle yaptım.

İyi geliyor.

ekmekcikız dedi ki...

Arzu yahu! Geçende "Veda" şiirini yazdığında, "hani o bırakıp giderken seni"yi anımsattı bana demiştim ya, bak yine aynı şarkı.
Bizim bu şarkıyı birarada, biravaz söylememiz gerekiyor, sanırım.
Hadi, işlerini çabuk biter. Herkesler tatile çıkmadan bi toplanalım.
Ekmekler de benden.:))

Arzu Çur dedi ki...

Ekmekçikız canım; buluşalım ona gelene dek daha ne şarkılar söyleriz,söz:)

Salat benden, ekmek senden.. Zeytinyağlı kimden?

elektra dedi ki...

ulen kısırdır, kıvamlı cacıktır, patlıcan hersedir de benden:)

Arzu Çur dedi ki...

Eh, nallar tamam öyleyse, bi atı bulmak kaldı:)

şule dedi ki...

deniz borulcesi ile barbunya da hizmetinizdedir :)

Arzu Çur dedi ki...

Sofraya bakar mısın? Körün istediği bi göz misaline döndü bu iş:)

neolitik hanım dedi ki...

benden de tahinli patlıcan salatası ve nohut piyazı. tatlı olarak da limonlu cheesecake :)

Arzu Çur dedi ki...

Ooo, kimleri görüyoruz (Burası Nejat Alp kıvamında ve bir arabesk klavye tınısıyla okunmalı) neolitik hanımlar bir tat bir doku şeklinde katılmaktalar.

Yerim ben o cheesecake'i yerim.

ekmekcikız dedi ki...

Yaşasın!
Atı nallama tarihimiz belli oldu mu, arkadaşlar?
:))

Arzu Çur dedi ki...

Siz benden önce toplanacaksınız galiba bi nalbant dükkanında. Sırf çay için simit yiyin bak, bu söz verilmişlerin hepciğini isterim bi dahakine sofrada.

İyi eğlenceler. Biz çalışan garibanları da anımsayın. Fırk:(

ekmekcikız dedi ki...

Anımsadık, andık, kımen planladık.
Yaa!
:))

Arzu Çur dedi ki...

Aferin size!

(Peki, bana ne yararı oldu, ha? Sorarım; ne yararı oldu?:)

ece dedi ki...

Vay be... Herşey geçiyor da insan aynı insan oluyor mu? Her seferinde daha titrek daha ürkek kalmıyor mu yeniliklere?

Canımsın, seni ama en çok da güzel gönlünü seviyorum...

Arzu Çur dedi ki...

Sensin canım, güzel kızım benim.

Hayır, insan aynı kalmıyor galiba. Bişeyler öğreniyor ama o öğrendiğin neden ürkütsün ki seni, inat et, ürkü ürksün.